itibarımın üstüne kat çıkmakla meşgulüm

zamanı on sekiz yerinden vuran biz değil miyiz
nehirlere düğüm atan dağları saçıp savuran
değil miyiz bu garip halimizle yaşayan
sözümüzdür
safi bir kelime bizi yaşatan
başka bir numaramız mı yok
elbet o da olur

biz bir söz ederiz sözümüze çöken çok olur
elimizi yıkarız
bizden akan kir ta bağdata yol olur
güzelce oturur
pişman oluruz her şeyden
bizim pişmanlığımızdan
allahaşkına ne olur

zamanı deldik de geçtik
aldık on sekiz yerini seçtik
yine de ölmedik çünkü
ölmek bize zul olur

hatırlıyor musun? çok eskiden bir zamanlar üç günden fazla küs olmak günahtır, derdin. ya üç gün geçmedi aradan, ya da sen bana küsmedin.
zamanlar zamanlar önce 
geceler uzun 
şarkılar sevimli birer incelik iken
ne olduysa biz insan olduktan sonra oldu
önce insanlık çayını soğuttu 
dilinden çektiğini 
başka hiçbirşeyden çekmedi 
insan oğlu. 
-zeynep kurtuluş

zamanlar zamanlar önce

geceler uzun

şarkılar sevimli birer incelik iken

ne olduysa biz insan olduktan sonra oldu

önce insanlık çayını soğuttu

dilinden çektiğini

başka hiçbirşeyden çekmedi

insan oğlu.

-zeynep kurtuluş

Telefon tellerine takılan çocuk uçurtmaları gibi vagonun penceresinden sarkan elini çek
ceketinin cebine sok
beni kabullen,
kendini yanına al,
gidelim.
-Kendimize gelince ne tuhaf  oldu.
-Ne tuhaf olmuştuk. Ne kadar tuhaf.
-Ben tuhaf.
-Ben de tuhaf.
-Ne tuhaf.
-Ey tuhaf

-Kendimize gelince ne tuhaf  oldu.

-Ne tuhaf olmuştuk. Ne kadar tuhaf.

-Ben tuhaf.

-Ben de tuhaf.

-Ne tuhaf.

-Ey tuhaf

—Okul çok saçma… Öğretmenler hiçbir şey bilmiyor.
—Çok ayıp, bilmez olur mu hiç.
—Bilmiyor tabii, resim öğretmenini duydum öğretmenler odasında “Gece ne giysem?” diyordu.
—Kime diyordu, sana mı?
—Hayır bana değil, matematik öğretmenine. Matematik öğretmeni de “Puantiyeli bir şeyler giy” dedi.
—Yavrum o dersle ilgili bir konu değil ki.
—Olur mu, matematik öğretmeni hep bize puan veriyor. Demek ki dersle ilgili.
—Ama resim öğretmeni sormuş, Türkçe öğretmeni “Geze ne giysam?” diye sorsa anlarım.
—Soruyor ki. Sınıfta sordu bize.
—Sınıfta size öğretmek için…
— “Gece ne giysem?” diye…
—Hay Allah, o da mı ne giyeceğini soruyor?
—Evet, haftaya öğretmenler gecesi varmış.
—Gündelik şeyler sorulabilir bence. Asıl önemli olan sizi o dersle ilgili bilgiyle donatması, ilim irfan ışığı vermesi, eğitmesi, yontması, çağdaş, ilerici, yaratıcı ve kendine güven duyan bireyler haline getirmesi.
—Yontması mı?
—Yani şekil vermesi
—Dün sabah müdür yardımcısı çocuğun birine şekil verdi. Önce kulağından bir parça kopardı, sonra makasla saçlarını kesti.
—Abartma oğlum, ben şekil vermek derken eğitmek gibi, yetiştirmek gibi söylüyorum. Yani sivri yanlarınızı düzeltmesi…
—Bizim sivri bir şeyimiz yok. İngilizce öğretmeninin var ama.
—Nedir o?
—Kafasında. Çok uzun, çok sivri.
—Toka mı?
— Bilmiyorum. Geçen hafta bir arkadaşımıza doğru eğilirken başka bir arkadaşın dudağına battı. Dudağı kanadı.
—Bunlar öğretmenlerinin bir şey bilmediğini göstermez, kaza olmuştur.
—Çocuğun ağzına bir toz sürdü. “Makyaj çantamda bu var şimdi, kapatır sonuçta” dedi.
—En azından gayretliymiş. Bilen insan çok belli etmez hem.
—Ama gerçekten bilmiyorlar. Biz sınav olurken bulmaca çözmüştü. Yarısını boş bırakmış, yarısı da yanlış.
—Hangisi?
—Çengel.
—Onu sormuyorum, kim yani?
—Basri Çengel. Sorulardan birini söyleyeyim mi? Soldan sağa 5: Bir tür elbise.
—Kaç harf çıkmış?
—T, U, V, A, L ve E harfleri çıkmıştı. 7 harfli.
—Ne öğretmeni bu?
—Müzik.
—Bak müzik öğretmeni diyorsun elbiseyi bilmediği için suçluyorsun. Olacak iş mi?
—Bu öğretmen hiç konsere gitmedi mi? Düğüne? Hiç bir türk sanat müziği korosunda şarkı söylemedi mi? Hadi bunları yapamadı diyelim, hiç mi çişi gelmedi?
—Farklı şeyler onlar…
—Farklı şeyler, farklı şeyler… Sıkışınca “farklı şeyler” diyorsun. Anneme de hep böyle diyorsun.
—Anneni karıştırma.
—Ben de karıştırmak istemiyorum ama veli toplantısı mektubunu sana vermemi o istedi, gidemezmiş.
—Veli toplantısı mektubu mu? Veli toplantısı nereden çıktı şimdi?
—Gece ne giyeceklerine sizle beraber karar vermek istiyorlar galiba.
—Neden annen gitmiyormuş?
—Alışveriş yapacakmış. Geceye o da davet edilmiş.
—Kim davet etmiş?
—Basri Çengel.
—O cahil dümbelek de kim oluyor!
—Müzik öğretmenim.
—Göndermiyorum geceye filan. Ulan adam daha bir T harfini yazmaktan aciz. Göndermiyorum. O alışverişe gidecek ben sıralara sığmayan bir sürü salağın arasına veli toplantısına? O gezerken ben “ay gecelayin ne giysam” diye virildeyenlere evladımı soracağım? Yok öyle yağma! Gidilmeyecek alışverişe de hiçbir şeye de!
—…
—…
—Dedim sana, okul çok saçma.
—Evet.

—Okul çok saçma… Öğretmenler hiçbir şey bilmiyor.

—Çok ayıp, bilmez olur mu hiç.

—Bilmiyor tabii, resim öğretmenini duydum öğretmenler odasında “Gece ne giysem?” diyordu.

—Kime diyordu, sana mı?

—Hayır bana değil, matematik öğretmenine. Matematik öğretmeni de “Puantiyeli bir şeyler giy” dedi.

—Yavrum o dersle ilgili bir konu değil ki.

—Olur mu, matematik öğretmeni hep bize puan veriyor. Demek ki dersle ilgili.

—Ama resim öğretmeni sormuş, Türkçe öğretmeni “Geze ne giysam?” diye sorsa anlarım.

—Soruyor ki. Sınıfta sordu bize.

—Sınıfta size öğretmek için…

— “Gece ne giysem?” diye…

—Hay Allah, o da mı ne giyeceğini soruyor?

—Evet, haftaya öğretmenler gecesi varmış.

—Gündelik şeyler sorulabilir bence. Asıl önemli olan sizi o dersle ilgili bilgiyle donatması, ilim irfan ışığı vermesi, eğitmesi, yontması, çağdaş, ilerici, yaratıcı ve kendine güven duyan bireyler haline getirmesi.

—Yontması mı?

—Yani şekil vermesi

—Dün sabah müdür yardımcısı çocuğun birine şekil verdi. Önce kulağından bir parça kopardı, sonra makasla saçlarını kesti.

—Abartma oğlum, ben şekil vermek derken eğitmek gibi, yetiştirmek gibi söylüyorum. Yani sivri yanlarınızı düzeltmesi…

—Bizim sivri bir şeyimiz yok. İngilizce öğretmeninin var ama.

—Nedir o?

—Kafasında. Çok uzun, çok sivri.

—Toka mı?

— Bilmiyorum. Geçen hafta bir arkadaşımıza doğru eğilirken başka bir arkadaşın dudağına battı. Dudağı kanadı.

—Bunlar öğretmenlerinin bir şey bilmediğini göstermez, kaza olmuştur.

—Çocuğun ağzına bir toz sürdü. “Makyaj çantamda bu var şimdi, kapatır sonuçta” dedi.

—En azından gayretliymiş. Bilen insan çok belli etmez hem.

—Ama gerçekten bilmiyorlar. Biz sınav olurken bulmaca çözmüştü. Yarısını boş bırakmış, yarısı da yanlış.

—Hangisi?

—Çengel.

—Onu sormuyorum, kim yani?

—Basri Çengel. Sorulardan birini söyleyeyim mi? Soldan sağa 5: Bir tür elbise.

—Kaç harf çıkmış?

—T, U, V, A, L ve E harfleri çıkmıştı. 7 harfli.

—Ne öğretmeni bu?

—Müzik.

—Bak müzik öğretmeni diyorsun elbiseyi bilmediği için suçluyorsun. Olacak iş mi?

—Bu öğretmen hiç konsere gitmedi mi? Düğüne? Hiç bir türk sanat müziği korosunda şarkı söylemedi mi? Hadi bunları yapamadı diyelim, hiç mi çişi gelmedi?

—Farklı şeyler onlar…

—Farklı şeyler, farklı şeyler… Sıkışınca “farklı şeyler” diyorsun. Anneme de hep böyle diyorsun.

—Anneni karıştırma.

—Ben de karıştırmak istemiyorum ama veli toplantısı mektubunu sana vermemi o istedi, gidemezmiş.

—Veli toplantısı mektubu mu? Veli toplantısı nereden çıktı şimdi?

—Gece ne giyeceklerine sizle beraber karar vermek istiyorlar galiba.

—Neden annen gitmiyormuş?

—Alışveriş yapacakmış. Geceye o da davet edilmiş.

—Kim davet etmiş?

—Basri Çengel.

—O cahil dümbelek de kim oluyor!

—Müzik öğretmenim.

—Göndermiyorum geceye filan. Ulan adam daha bir T harfini yazmaktan aciz. Göndermiyorum. O alışverişe gidecek ben sıralara sığmayan bir sürü salağın arasına veli toplantısına? O gezerken ben “ay gecelayin ne giysam” diye virildeyenlere evladımı soracağım? Yok öyle yağma! Gidilmeyecek alışverişe de hiçbir şeye de!

—…

—…

—Dedim sana, okul çok saçma.

—Evet.

öyle değil nihayet bulmak

ölmek gibi biraz

nefesini tutup uyumak sanki.



bir kez daha.

bir kez daha.

Anna Karina - La Noyée 


Bilmiyorum. Bence erkekler , kadınlardan çok daha romantik. Biz evlendiğimizde, sadece tek bir kadına bağlı oluyoruz. Kayıtsız şartsız.Biriyle tanışıyoruz, “Eğer onunla evlenmezsem, aptalın tekiyim, o harika biri” diyoruz.Ama kadınlar, ihtimaller arasından en iyisini seçiyorlar. Evlenirlerken daima, acaba iyi işi var mı diye bakıyorlar.Hayatları boyunca durmadan beyaz atlı prenslerini arıyorlar.

Bilmiyorum. Bence erkekler , kadınlardan çok daha romantik. Biz evlendiğimizde, sadece tek bir kadına bağlı oluyoruz. Kayıtsız şartsız.Biriyle tanışıyoruz, “Eğer onunla evlenmezsem, aptalın tekiyim, o harika biri” diyoruz.Ama kadınlar, ihtimaller arasından en iyisini seçiyorlar. Evlenirlerken daima, acaba iyi işi var mı diye bakıyorlar.Hayatları boyunca durmadan beyaz atlı prenslerini arıyorlar.